
Bez Torba İstiyorum
Bez Torba Kullananlar Ege İlk Öğretim Okulunda
Artık Giresun Dünyayı Bez Torbasında Taşıyor, Ya Sen?

Uykumun hafiflediği bir anda, onların gizemli dünyasının ortasında yapayalnız buldum kendimi. Üstelik doğada, bütün fırtınaların kopması, bütün felaketlerin gerçekleşmesi halinde bile tamamen yok olmaları için neredeyse bin yıl gerektiğini çok iyi biliyordum. Acımasız, sinsi ve karanlık güçlere sahip poşetlerden bahsediyorum.
Biliyor musunuz poşetler kendi aralarında konuşur. Tıpkı, belli bir karanlık ve sessizlik seviyesine ulaşıldığında, kendi meclislerini kuran otlar gibi, tıpkı onların konuşmaları gibi. Ben de, geçen gece birdenbire odanın içinde çatır çutur sesleri duydum ilkin. Kıvırıp kenara koyduğum poşetlerin hafızaları devreye girmiş ve sohbet başlamıştı. Kendi krallıklarını çoktan ilan etmişlerdi ve hayatım mutfaktan uğultusu gelen battal boy kara gövdeli, kara maskeli çöp poşetinin alacağı karara bağlıydı. Poşetler krallığı ya da imparatorluğu adına her ne derseniz deyin, beni isterse felç edebilir ya da sakat bırakabilirdi. Varlığımın küçüldüğü, anbean anlamsızlaştığı bu derin uykudan hiç uyanmamış olmayı dilerdim. O poşetleri kendi ellerimle ta buralara kadar, evimin içine, yatak odamın ortasına, evin dört bir köşesine koymamış olmayı diledim o an. Gözlerimi çok sıkı kapattım, konuşmalarını işitmemek için güzel şeyler düşündüm önce. İçimde bir şarkı çalıp çalmadığına baktım; çalmıyordu. İçimden bir şarkı düşünmeye başladım, olmadı, bu gece ses gelmiyordu. Bu korkunç anın içinden kurtulmam gerekiyordu. Sabah olsaydı ya, bir an önce zira poşetler krallığı geceyle gelen o gizemli varlıklar arasında, onlarca yıl, her an daha da güçlenmişti. Belki de benden başlayarak, küçük dünyamızı egemenlikleri altına alacak ve bizi köleleştireceklerdi. En başta da, bu gece beni. Ne aptalım, onları ben getirdim buraya. Bir sürü farklı renk, desen ve biçimde poşet doluşmuştu eve. Plastik olanları en güçlüleri ve yenilemezleriydi. Onları alt etmenin bir yolu yoktu bu anda. Önce ayaklarımı sonra da kollarımı bağlayabilirler ve bana korkunç acılar çektirebilirlerdi. Ne söylediklerini anlamamın imkânı yoktu, belli ki ağırlıklı olarak “çıt, çut, çıtırt” seslerinden oluşan, özel bir dil konuşuyorlardı. Bu dili anlaması insanoğlunun yıllarını alacaktı. Nasıl da kendi elimizle yaratmıştık bu canavarı... Diğer bütün kötücül varlıklar gibi, evet, bunları da biz yaratmıştık.
Sesler gittikçe yükseldi, birbirine karıştı. Belki de artık şu film şeridi olayına girmeliydim. Bütün hayatımı gözümün önünden şöyle bir geçirmeliydim. Keşke sevdiğim birkaç insanı arayacak kadar vaktim olsaydı ama yoktu işte. Az sonra, poşetlerin kendi aralarında konuşmakla başlattığı istilanın tam ortasında kalacaktım. Yapabileceğim tek şeyi yaptım ve yorganı başıma geçirip, kalp ritmimi düzenlemeye çalıştım. Olanları beklemeye koyuldum ve başıma geleceklere razı oldum. Benden hem sayıca daha üstün hem de daha güçlülerdi. Poşetler karşısında o kadar zavallıydım ki...
Sabah oldu. Yaşamın kaynağı ve çoğu inanca göre tanrının ta kendisi Güneş bulunduğum yarımküre üzerinde belirince bütün karanlık güçler köşesine çekildi. Hâlâ hayattaydım, hâlâ nefes alıyordum, ellerim kollarım özgür. Ama şu anda böyle olması, bu gece her şeyin değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Bir an önce bütün insanlığı uyarmam lazım. Zaten bu yazıyı da onun için yazdım. Şu poşetlerden kurtulun, kullanmayın ya da yok edin. Bilhassa da naylon olanlarını. Aksi takdirde neler olacağını tahmin bile edemezsiniz.
İçten sevgilerimle
8 Mayıs 2011 / Bedia Ceylan Güzelce / Habertürk
Bez Torba kategorisindeki son 5 yazı:
Bez Torbadaki İnanılmaz Mantık Hatası
Nereden Bez Torba Alabiliriz?
Hayatımızdan Plastikleri Çıkarmalıyız
Berlin` de Bez Torba Çağrısı
Kese Kağıdı da Hiç Masum Değil
1 
